Sabah, Akşam, Tercüman ve Bugün gazetelerinin arşivlerinde bu yazıları çok bulursunuz. Çünkü bugünleri 8 yıl önceden hissediyordum.
Önce belediye başkanlarının il veya ilçede kulüp başkanı olmasına karşıydım. Çünkü başkan ve partisi yüzünden spor politize oluyor. Karşı parti sempatizanları, kendi spor kulüplerini rakip cephe gibi görüyor. Kaç belediye başkanı, halkın bağrından koparak kurulan il veya ilçe spor kulübünü, politika yüzünden batırdı biliyor muyuz?
"Belediyesporlar siyasi partilere zarar veriyor" diye yazıyordum. Ama dinleyen kim, anlayan kim? Çok yakın ve net örnek, İstanbul Büyükşehir Belediyespor, şampiyonluk yolunda yürüyen Fenerbahçe'yi yenince... İnanın Başkan Kadir Topbaş'ın oyları azalıyor. Bunu nasıl göremiyorlar? Çünkü fanatik Fenerli veya Beşiktaşlı için Belediyespor'un başkanı Kadir Topbaş'tır.
İktidarlar, Futbol Federasyonu seçimlerine asla karışmasın diye yazdım. Oysa tam tersi yapıldı. Haluk Ulusoy'u devirmek için ülkenin gizli güçleri harekete geçirildi, bütün işleri ertelendi. Karadenizli Ulusoy da sanki iktidar ile savaştı. Peki yerine gelen İzmirli ne yaptı? İşte sonuç ortada... İzmir hâlâ CHP'nin kalesi, Süper Lig'de Altay ve Karşıyaka hâlâ yok...
Milli takımların durumları da ortada. Fenerbahçe'nin işe yaramaz diye kovduğu Hiddink ile Oğuz Çetin'den mucize bekliyor.
Bölgecilik almış başını gitmiş. İç savaşa benzeyen maçlar görüyoruz. Bir federasyon başkanı iki kent takımının arasını, aylardır düzeltemiyorsa o görevde ne işi var? Bursa ile Diyarbakır'ın arası çoktan düzelmeli, kardeşlik tohumu ekilmeliydi. Veya terör örgütünün Avrupa'daki yuvaları tek tek temizlenirken, Bursa'yı yem olarak göndermemeliydi? Bunu düşünecek kafa nerede, kimlerde?
"Bize yakın işadamı" diye kulüp başkanı seçimlerinde (el altından) rol alırsan o kulübü de bölersin. Bırakacaksın kendi aralarında boğuşsunlar. Yıllardır yaptıkları gibi... Futbolcu transferinden hiç haberin olmayacak. Bizde ise politikacılar futbolcuya kız istemeye bile gidiyorlar.
Başta dediğim gibi futbol seyircisi çok farklıdır. Yendikleri veya yenildikleri bir maçtan sonra "Hadi yürüyün, Yunanistan ile savaşa gidiyoruz" desen peşine takılır. Ama "Benim tüfeğim yok" diyen olmaz. 'Allah Allah' diye yürürler. Hatta evinde çocuğunun ekmek beklediğini bile hatırlamaz. "Madem bizim takım yenildi, bari savaşıp ölelim" der. Ben İnönü Stadı'nın şeref tribünü kapısında siyasi parti mitingcilerinin dayak yediğini de gördüm. Taksim'e doğru yürüyen mitingciler, maça girmek isteyen futbolseverlere "Biz vatanı kurtarıyoruz, siz top peşindesiniz" diye laf attılar. Ama ellerindeki pankart sopaları kafalarında kırılarak Taksim'e zor kaçtılar.
İtalya, Fransa ve Belçika'da terör örgütünün her şeyine el konuluyor, TV'leri susturuluyor. Sen o gün, aylardır heyecanla beklenen Bursasporlu gençleri Diyarbakır'da sahaya çıkarıyorsun. O gençlerin birkaçı iki gün önce milli forma ile Türkiye'yi temsil etti. Bunu çağdaş Futbol Federasyonu başkanı nasıl düşünemedi? Ve daha acısı o gençleri devlet Diyarbakır'da koruyamadı! Ya birkaçı ölseydi, sakat kalsaydı... Bedelini kim ödeyecekti?
Fatih Terim'in güzel kızı kendisine yöneltilen kilolu eleştirilerine...