Yine bir Oscar töreni yine bir engelli ordusu...
Tam bir “körler sağırlar birbirini ağırlar” durumu vardı Oscar töreninde. Eskiden biraz daha ilginçti bu töreni seyretmek. Sadece kim ne giymiş, neresini ne kadar gerdirmiş, kim bu sene koluna kimi takmıştan öte bir keyfi vardı; yarışan filmler sanat adına, sinema adına daha dolgundu. Son yıllarda Oscar ödülleri Amerika’nın kendi halkına yine kendi doğrularını aşılamaya çalışmasının ders kitapları kıvamında bir başka yolu olmaya başladı.
Yakın geçmişte “gay” olmak ödüllendirilmeye başlanmıştı, şimdi savaş. Tabii ki Obama’nın her yerde söyleyip durduğu “haklı savaş”. Bu yıl “Haklı savaşanlar” hem Nobel ile ödüllendirildiler, hem Oscar’la. Filmin ödül alan yönetmeni de çıkıp “Irak’ta, Afganistan’da savaşan, ölen, yaralanan askerlerimiz adına alıyorum bu ödülü” dedi ya, zaten orada kapatmak lazımdı televizyonun düğmesini.
Bekledim ardından birisi çıkıp da “ iyi de, öncelikle askerlerimizin oralarda ne işi var, bir de dünya niye savaşıp duruyor, barış içinde yaşayacak aklı ne zaman, nerede kaybettik?” sorularını sorar mı acaba diye. Geçen yıllarda yine birkaç kişiden Bush karşıtı, savaş karşıtı cümleler duymuştuk bari. Şimdi Obama aşkı mı kapladı ülkeyi yoksa siyaset sinemaya da boyun mu eğdirdi?
Sinema sanatı adına teknoloji harikası Avatar’ın ödüllere boğulmama nedeninin, Amerikan yönetiminin bu yıl, katıldığı, daha da doğrusu önce çıkarttığı sonra katıldığı, bir taraftan da silah satarak para kazandığı savaşları haklı gösterme çabası olduğu kör göze parmak sokmak kadar netti.
Ne ilginç değil mi Amerika binlerce kilometre uzakta halkları, kültürleri yok ediyor aynı anda mecliste toplanıp Türklere “sizinki soykırımdı ama” diyebiliyor. Biz de binlerce insanı hem de para için öldürmeye giden gönüllü! askerlerin başına gelenlere üzülmek için sinemalara gidip bu filmlere para kazandırıyoruz.
Geçtiğimiz yıllarda Benim Cici Silahım isimli filmiyle en iyi belgesel ödülü alan Michael Moore “uyduruk bakan Bush’un uyduruk nedenlerle çıkardığı bir savaş yaşıyoruz” diyebilmişti. Piyanist filmi ile ödül alan Adrien Brody savaşta nasıl insanlıktan çıkıldığından bahsedip “Allah’a barış için dua edelim” diye başlayan çok uzun bir konuşma yapmıştı. Pedro Almodovar’ın “ödülümü barıştan yana, insan hakları ve demokrasi için sesini yükseltenler adına alıyorum” söylemi, Finli yönetmen Aki Kaurismaki’nin geceye katılmayıp “Amerikan hükümetinin utanmadan, ekonomik kaygılarla insanlık suçu işlediği bir dönemde Oscar gecesine katılmayacağım” bildirisi, Muhammed Ali rolü ile ödüle aday olan Will Smith’in dünyada yaşanan durum göz önüne alınınca böyle bir geceye katılmak istemediğini bildirmesi, aynı nedenlerle, sunuculuk teklifi götürülen Cate Blanchett’in geceye katılmaması aklımda kalan hoş söylemler, tavırlar.
Marlon Brando’nun 73’te “Amerika’nın Kızılderili halkını yok etmesini kınıyorum” diyerek Baba filmi ile kazandığı ödülü almaya gelmediği, yerine konuşma yapması için bir Kızılderili kadını yolladığı yıllar belli ki artık yaşanmayacak. Ve belli ki Amerika artık inandırıcılığını sinemada da kaybedecek.