Can Tanrıyar'ın sitesinde, boşanma haberindeki o üç kelimeyi okuyunca içim cız etti...
"Vedalaşmadan", "Hiç konuşmadan..."
XXXXX
Petek, davayı geçen hafta açmıştı...
Can, vazgeçirmek için uğraştı ama olmadı.
Karısı kararlıydı.
Sonunda o da razı oldu yuvanın dağılmasına.
Dostlar, arkadaşlar araya girmek istedi.
Petek'i kimse döndüremedi yolundan.
Çıkmadı telefonlara.
Hatırını kıramayacağı kimselerle özel hayatını konuşmaya mecbur kalmak istemiyordu.
Aldığı karardan dönmeye hiç niyeti yoktu.
XXXXX
Dün sabah ayrı ayrı gittiler adliyeye...
Ve hakim karşısına çıktılar...
Hakim, avukatları dinledi, taraflara adet olduğu şekilde, kararlı olup olmadıklarını sordu.
Her ikisi de kararlı olduklarını söyledi...
Boşanma iradelerini hakim önünde özgürce tekrarladılar.
10 yıllık aşk, 2 yıllık evlilik 10 dakikada bitmişti...
Aslında aşk çoktan bitmişti...
XXXXX
Adliyede hiç konuşmamışlardı.
Ayrılırken vedalaşmamışlardı bile...
İnternet sitesinde, haber şöyle bitiyordu...
"... Çift, dava sonunda, geldikleri gibi 'sessiz' bir şekilde, 'vedalaşmadan' ve 'hiç konuşmadan' ve de hiçbir yorum yapmadan, Fatih Adliyesi'nden ayrılıp, ayrı taraflara giderek, az önce hayat yollarını resmen ayırdılar."
XXXXXX
Aşk tabii ki güzel dostlar...
İki insanın sevgiyi paylaşması, hayata aynı pencereden bakması mükemmel bir duygu...
Hele bir de o aşk, evlilikle taçlanmışsa...
Aşkı yaşamak güzeldir de aşkı tüketmemektir önemli olan...
Bir ömür boyu aynı yastığa baş koymak amacıyla yola çıkmak çok mutlu eder insanı...
Hayatı, sevdiğiyle el ele yürümek keyiflidir...
XXXXX
İçim cız etti...
Hiç değilse, "Hoşçakal" diyebilselerdi birbirlerine.
Ya da ne bileyim, "Kendine iyi bak..." filan.
Tokalaşıp ayrılsalardı, 10 yılın hatırına.
Bir tebessümü çok görmeselerdi birbirlerine.
Ayrı yönlere doğru yürümeden önce...
XXXXX
Bitti işte...
Ayrıldılar...
"Vedalaşmadan", "Hiç konuşmadan..."